PsikolojiTarih

Covid-19’un Psikolojik Etkileri

Herkesin bildiği üzere Covid-19 diye küresel bir salgınla karşı karşıyayız. Bu, insan yaşamını fiziksel açıdan oldukça etkiliyor. Peki hiç Salgın hastalıkların geçmişi ve Covid-19’un psikolojik etkileri üzerine düşündünüz mü? Hadi, gelin pandemi sürecinin insanın ruh sağlığına etkileri neler oldu? Hep beraber düşünüp tartışalım.

Geçmiş Salgın Hastalıkların Kısa Tarihçesi

Bu başlığın altında oldukça fazla sayıda örneğe sahibiz fakat amacım kısa bir bilgilendirme olduğu için sadece dikkatinizi çekeceğini düşündüğüm 7 salgın hastalıktan kısaca bahsedeceğim.

İnsanlar binlerce yıldır sürekli salgın hastalıklarla mücadele ettiler. Covid-19 bizlere ne kadar yabancı ve uzak gelse de dünya tarihi bu salgın hastalıklara oldukça yakın.

Dünyamızdaki İlk Salgın Örneği(MÖ 3500-300)

Günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce Çin’in kuzeydoğusunda ”Hamin Mangha” adlı köyde toplu bir mezarlık bulundu. Burada her yaş grubundan 97 insan yakıldıktan sonra toplu bir şekilde 20 metrekarelik bir alana gömülü olarak bulundu. Araştırmacılar bu durumun salgın bir hastalıktan kaynaklandığını iddia etseler de maalesef kesin bir bilgiye sahip değiliz.

Hamin Mangha
Çin’de bir evde bulunan toplu mezar.

Kara Ölüm(Veba/1347-1351)

Çin ve Orta Asya’da ortaya çıkan hastalık, Moğol ordusunun vebalı cesetleri mancınık sistemiyle Ceneviz ticaret merkezine atmasıyla Avrupa’ya yayılmıştır. Bu hastalık 4 yıl sürmesine rağmen dünya çapında yaklaşık 75 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur.

Hastalık ilk çıktığı zamanlarda ”Büyük Ölüm” olarak adlandırıldı. Sonrasında ise ”Kara Ölüm” olarak anıldı. Bunun sebebi ise deri altında gerçekleşen kanamaların vücudu kara bir renge dönüştürmesidir.

Veba doktoru kıyafeti
Kara Ölüm sırasında bir doktorun korunmak için giydiği kıyafetler.

İspanyol Gribi(1918-1919)

21. Yüzyıla daha yeni girmişken patlak veren bu salgın 500 milyon insanı enfekte etmiştir. O zamanki dünya nüfusuna baktığımız zaman (1.5 milyar), enfekte olan insan sayısının nüfusun 3te 1i olduğunu görebiliriz. Bu orana bakarak ne kadar ciddi bir sayı olduğunu anlayabiliyoruz.

Çoğu ülke, devam eden savaşta olumsuz bir etki yaşanmasın ve ordunun morali düşmesin düşüncesiyle bu salgını kamuoyundan saklamıştır. Bu da hastalığın oldukça geniş bir kitleyi enfekte etmesine sebep olmuştur.

Hastalığın İspanyol Gribi olarak adlandırılmasının sebebi ise o zamanlar 1.Dünya Savaşı’nda tarafsız olan İspanya’nın ilk kez salgından bahsetmesidir. Salgın, yaklaşık 50 milyon insanın ölümüne yol açmıştır.

HIV/AIDS (1981-Günümüz)

Bilim insanları, HIV virüsünün insanlara 19. yüzyıl sonlarında veya 20. yüzyıl başlarında Afrika’da bulaştığını tahmin ediyor. İnsanların maymunları avlayıp etlerini yediği için bulaştığını düşünüyorlar.

HIV virüsünün 1981’den günümüze kadar 75 milyon kişiye bulaştığını ve 30-35 milyon insanın ölümüne yol açtığını biliyoruz. HIV virüsü solunum yollarıyla değil; kan ,cinsel birliktelik, anne sütü gibi şeylerden geçer. Daha detaylı bilgi için https://www.youtube.com/watch?v=D_0SDV0sjrQ  bu videoyu izleyebilirsiniz.HIV

SARS (2002-2003)

Ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu (SARS [Severe Acute Respiratory Syndrome]) 2002 yılında Çin’in Guangdong bölgesinde ortaya çıkmıştır. SARS, bulaşıcılığı ve ölüm oranı yüksek olan bir hastalıktı. 8 bin kişiden fazla kişiye enfekte oldu ve 774 kişinin ölümüne sebebiyet verdi. SARS virüsünü önemli kılan şey ise günümüzde yaşanan COVID-19 virüsü ile %86.9 oranında benzerlik göstermesidir.

Domuz Gribi (2009-2010)

Ben ve benim yaşlarımdaki insanların da hatırlayacağı bir dönemde ortaya çıkan bir virüstür. Tüm dünyaya hızlıca yayıldı ve 1 sene içinde 1.4 milyon insana enfekte olarak 150-575 bin insanın ölümüne sebep oldu. Diğer salgın hastalıklardan farkı ise enfekte olan kişilerin çoğunluğu gençler ve çocuklardı (%80). Domuz Gribi aşısı bulunmasıyla bu salgının önüne geçildi ve şu anda mevsimsel grip aşısının içinde bulunmaktadır.

COVID-19 (2019-Günümüz)

COVID-19, şu an hepimizin birebir olarak deneyimlediği bir virüs. 30 Aralık 2019 yılında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıktı ve 11 Mart 2020 itibariyle ülkemize girdi. Sonuç olarak neredeyse 1 yıldır bu virüsle beraber yaşıyoruz ve ister istemez etkisinde kalıyoruz. Peki bu 1 yıl içinde COVID-19 psikolojimizi nasıl etkiledi hep beraber inceleyelim.

  • Pandemi Sürecinin Başlangıcında İnsanların COVID-19’a Karşı Psikolojik Tepkileri Nelerdi?
  • COVID-19’a yanıt olarak uyarlanabilir psikolojik beceriler nelerdir?
  • İnsanların COVID-19’a tepkilerini etkileyen sosyo-kültürel sorunlar nelerdir?
  • Şimdiye kadar benimsenen sosyal-psikolojik çözüm stratejileri hakkında ne düşünüyorum?
  • İnsanları “yeni normal” içinde yeni kuralları kabul etmeye ikna etmek için ne tür stratejiler uygulanmalıdır?

 gibi soruların cevaplarını birlikte vereceğiz.

Şunu özellikle belirtmek isterim ki benim yazdığım ve yazacağım yazılar bilimsel bir makale olarak değil, bilgilerimi ve fikirlerimi sizinle paylaştığım yazılar olarak değerlendirilmelidir.

Pandemi Sürecinin Başlangıcında İnsanların COVID-19’a Karşı Psikolojik Tepkileri Nelerdi?

İnsanlar, henüz ülkemizde COVID-19 yokken hastalığın Çin’de yayılmasını sosyal medya ve televizyon aracılığıyla izlediler. Dolayısıyla bu durum insanları oldukça etkiledi. Sosyal medyada biraz vakit geçiren herkesin gördüğü bu videolarda insanlar aniden yere düştü ve kanlar içinde kaldı. Hatta Çin Hükümeti Wuhan şehrinin giriş çıkışlarına bariyerler koyarak etkileşime kapalı hale getirdi. Bu görüntüleri sizlerin de mutlaka gördüğünü tahmin ediyorum. İnsanlar bu videolar karşısında oldukça şaşırdı ve doğal olarak endişe içine girerek aşırı önlemler alındı. Çünkü devletler ve insanlar daha önce hiç karşılaşmadıkları bir şeyle karşılaştılar.

COVID-19 Wuhan Şehri
Wuhan Şehrinin bariyerle giriş ve çıkışın tamamen kapatılarak izole edilmesi.

Bazı insanlar ise bu görüntüleri abartılı buldu ve COVID-19’un doğruluğundan şüphe duydu. ”Doğruluğundan şüphe duymak” kavramı ne kadar abartılı gelse de bir çok insan bu videoların sadece bir oyundan ibaret olduğuna inandı. Çünkü, biz insanlar her zaman bizi tehlikeye sokacak durumları kendimizce bertaraf etmeye meyilliyizdir. Psikolojide, aynı olayın kişilere göre farklılık göstermesi gayet olağan bir durumdur.

Bir başka psikolojik tepki de; virüsün onları asla enfekte etmeyeceğine ve enfekte olsa bile genç, sağlıklı bireylerin grip gibi hayatta kalacağına inanmaları oldu. Bunun nüfusu azaltmak için bir politika olduğunu kabul ettiler. Açıkçası artan nüfus karşısında azalan kaynaklara karşı yapılan bir politika olduğu düşüncesi benim de aklımı oldukça kurcalıyor. Eğer gerçekten böyleyse de elbette biz bunu hiç bir zaman bilemeyeceğiz.

Wuhan’da ortaya çıkan ilk görüntülerden kesitler

COVID-19’a Yanıt Olarak Uyarlanabilir Psikolojik Beceriler Nelerdir?

Daha sonrasında insanlar COVID-19’u gerçekten tanıdıklarında, bazı psikolojik beceriler geliştirdiler. Sürekli el yıkama; ayrıca dezenfektan, kolonya, maske gibi hijyen ürünlerini insanlar yanlarından hiç eksik etmediler ve kişisel hijyene daha fazla özen gösterdiler. Bunlar gibi bir sürü psikolojik beceriler geliştirildi. İnsanların daha önce umursamadığı bazı küçük hijyenik detaylar oldukça önemli bir hale gelmiş oldu.

COVID ile mücadele
Unutmayalım! Her şeyle mücadele edebilecek güçteyiz.

Sokağa çıkma yasağı, çevrimiçi eğitim ve COVID-19 önlemleri olarak uygulanan kısıtlamalar sonucunda insanlar; ortaya çıkan stresle baş etmeyi öğrenme, eski günlerin geleceğini düşünerek kendini telkin etme gibi psikolojik beceriler de kazandı.

İnsanların COVID-19’a Tepkilerini Etkileyen Sosyo-Kültürel Sorunlar Nelerdir?

İnsanların COVID-19’a tepkilerini etkileyen sosyo-kültürel meselelere değinecek olursak, bunlardan ilki, maske takan insanların hasta sayılmasıdır. Başlangıçta insanlar korona bile olsa, sırf toplumda tuhaf sayılmasınlar diye uzun süre maskesiz dolaştılar. Maske ve sosyal mesafe zorunluluğu gibi kararların mecburiyet olarak değil tercih olarak sunulması da insanların maskeye alışma sürecini oldukça geciktirdi.

Diğer sosyo-kültürel sorunlar, özellikle toplumumuzun yakın temasa (sarılma, öpüşme, tokalaşma) sevgisi ve düğünler, cenazeler, evlilikler, askerlere veda ve misafirperverlik gibi kültürel faaliyetlere bağlılıktır. COVID-19 toplumumuzdaki bu yakın temas sevgisini de bir hayli azalttı. Buna bağlı olarak da insanların COVID-19’a tepkileri sizin de tahmin ettiğiniz gibi pek iyimser ve sevecen olmadı.

İnsanlar için alışkanlık ve yüzyıllar boyunca süregelen adetlerden, göreneklerden ve sosyal alışkanlıklardan vazgeçmek de kolay olmadı. Bunlardan hala vazgeçebilmiş değiliz. Bazı büyüklerimiz (özellikle babaanne ve anneanneler)  pandemi sürecinin bitmesini ve bizlere kucak dolusu sarılmayı iple çekiyor.

Şimdiye Kadar Benimsenen Sosyal-Psikolojik Çözüm Stratejileri Hakkında Ne Düşünüyorum?

Peki, bu pandemi sırasında benimsenen çözüm stratejileri nelerdi ve faydalı mıydı? Devlet Başkanları ve Bakanların yaptığı açıklamalar neticesinde insanlar etkilendi. Bu bir çözüm stratejisi olarak değerlendirilebilir. Örneğin Türkiye vaka sayılarını az olarak gösterdi (az gösterilmesinden kastım tüm vakaların değil sadece hasta sayılarının gösterilmesiydi) ve durumun oldukça iyi olduğu her fırsatta vurguladı. İyi bir durumda olduğumuzu insanlara empoze etti.

Sanılanın aksine vaka sayılarını az göstermek, toplumda pozitif bir düşünceden çok negatif düşüncelere yol açar. Yapılan araştırmalar, sürekli ve doğru bilgi paylaşımının salgın hastalıkların yarattığı belirsizliği açık ve doğru bilgilerle desteklemek insanların; korku, endişe gibi duygularının azalttığını gösterdi.

Ancak zaten hafta sonu ve genel kısıtlamalardan sıkılan insanlar bu yanlış stratejiler nedeniyle rahatladılar. Bu sorunun bir başka örneği de eski ABD Başkanı Trump’ın virüsün gerçekliğini kamuoyuna inkar etmesidir. Bu nedenle Amerika’da da  pek çok vaka yaşandığını kendi gözlerimizle görerek şahit olduk.

Bana göre doğru bilgiyi saklamak ve bu stratejileri ekonomik nedenlerle ilk başta başarılı iken gevşetmek COVID-19 hastalığını ileriye taşımaktan başka bir şey yapmadı. Halk süregelen kısıtlama ve yasaklara alışırken bu tedbirlerin gevşetilmesi büyük bir yenilgiye neden oldu. Daha önce de belirttiğim gibi, insanların sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uymadan düğün, cenaze gibi kalabalık etkinliklere katılımı hastalığın seyrini değiştirdi.

İnsanları “Yeni Normal” İçinde Yeni Kuralları Kabul Etmeye İkna Etmek İçin Ne Tür Stratejiler Uygulanmalıdır?

Öncelikle insanların uzman bir kişi veya virüs hakkında bilgisine güvenilen kişiler tarafından bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. İnsanların ekonomik veya diğer ihtiyaçları için salgının görmezden gelinmesi gerektiği düşüncelerinin doğru olduğunu, ancak bu ihtiyaca yönelik hareket edildiğinde telafisi mümkün olmayan kayıpların yaşanacağını naif ve kibar bir dille aktarmalıdır. Gerçekleri daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkarmak da gerekiyor. İnsanlar sadece kendilerinden değil çevresindeki herkesten sorumlu olduklarının farkında olmalıdır. Bazı tedbirsizliklerimizin ölüme neden olacakları konusunda farkındalık yaratmalıyız.

Sonuç olarak, ne yazık ki COVID-19 artık hayatımızın bir parçası ve bununla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Hatta neredeyse 1 senedir bu hastalıkla beraber yaşadığımızı düşünürsek öğrenmiş olmamız bile gerekir.

Evet farkındayız herkes sıkıldı ve bunaldı bu durumdan. Fakat bazı tedbirsizliklerimizin sonucu bize kötü anılar, hatıralar ve pişmanlık duygusu olarak geri dönecektir. COVID-19’a meydan okumak kimseye fayda sağlamaz. Sadece bizi sevdiklerimizden ve kendi psikolojimizden uzaklaştırır. COVID-19 gerçeğini ciddiye almalı ve sosyal mesafe, maske, hijyen kurallarına şiddetle uymalıyız.

Ne demiş Mevlana: ”Akıl sonradan ah çekmek için değil, düşünüp tedbir almak içindir”

Eren Özdal

07.02.2000 İzmir doğumluyum. Işık Üniversitesi Psikoloji öğrencisiyim. Kitap okumayı, spor yapmayı ve kendimi geliştirmeyi severim. İlgi alanlarımı belirli kalıplara sığdıramıyorum. Bu yüzden, fikirlerimi paylaşabileceğim her alanda sizlerle olmayı planlıyorum.

4 Yorum

    1. İlk yazılarımızda bizleri yalnız bırakmadığınız için teşekkürler. Diğer yazılarımıza da göz atmayı ihmal etmeyin lütfen 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu