Kişisel Gelişim

Karantinada Okunacak 3 Kitap Önerisi

Herkese merhabalar. Covid-19 dolayısıyla hepimiz evlerde sıkıştık kaldık. Bu yasaklar süresince çoğumuz evde ne yapacağını düşünüyordur. Kimimiz oyun oynamayı, kimimiz resim çizmeyi, kimimiz kitap okumayı veya farklı şeyleri hobi olarak benimsedi. Ne yazık ki Covid-19’un başlarına göre ben de kitap okuma performansımı biraz kaybettim.

Yaz aylarının gelmesiyle beraber tekrardan bu alışkanlığımı kazanmak için çaba sarf ediyorum ve bu yüzden de psikolojiden farklı bir konuyla karşınıza çıkmak istedim. Bu nedenlerden ötürü Karantinada Okunacak 3 Kitap Önerisi ile karşınıza çıkmaya karar verdim. Belki sizler de benim kelimelerimde kendinizi keşfedecek, alışkanlığınızı tekrardan geri kazanmaya çalışacaksınız. Belki de verdiğim bilgiler ve yorumlar ışığında kitap okuma hayatına atılacaksınız. Hep birlikte bunu başarabileceğimize inanıyorum. Dilerseniz yazımıza başlayalım. İyi okumalar 🙂

Oyun oynamayı sevenler için Onur Gökçe’nin yazılarını incelemelerini tavsiye ederim. Psikoloji kategorisindeki yazılarımı okumak isterseniz buraya beklerim.

1) 1984 – George Orwell

George Orwell- 1984

1984 romanı, George Orwell’in 1947-1948 yılları arasında kaleme aldığı bir distopyadır. Özgürlüğün olmadığı, tarihin karartıldığı, her şeyin değiştirildiği ve tüm bu sistemin yaratıcısı olan Büyük Birader’in lehine işlediği bir sistem yaratılmıştır.

İnsanlar, tüm bu karanlık ortama rağmen ülkenin durumunun eskisinden daha iyi olduğuna inandırılmıştır. Daha doğrusu inanmak zorunda kalmışlardır.  Hükümetten habersiz adım dahi atılmaması hedeflenmiştir. Herkes, her zaman ve her yerde izlenir. Her yerde ” BÜYÜK BİRADER SİZİ İZLİYOR! ” afişleri yer alır. Bırakın Büyük Birader aleyhine bir şey yapmayı, düşünmek bile yasaktır. Eğer düşünceleriniz saptanırsa Düşünce Polisi o kişiyi buharlaştırır.

Romanın baş kahramanı Winston Smith, Gerçek Bakanlığı’nda çalışan bir kişidir. Gerçek Bakanlığı’ndaki görevi ise bir nevi geçmişi, tarihi değiştirmektir. Büyük Birader’in ve hükümetinin önceden tahmin ettiği fakat yanıldıkları olayları, önceki bildirilerini, geçmişte yaşanan ve aleyhte olan her şeyi değiştirmektedir. Smith, işini yaparken gerçekleri de öğreniyordur. Bu yüzden Büyük Birader ve hükümet hakkında iyi görüşler benimsemez. Bir gün bir defter alıp sistem ve Büyük Birader hakkındaki düşüncelerini not etmek ister. Biraz isyancı kimliğine sahiptir diyebiliriz. Odasındaki tele ekranın görmeyeceği bir şekilde bir sayfaya ”KAHROLSUN BÜYÜK BİRADER” yazar.

Kitabı komple özetlemek yerine sade ve temiz bir giriş yapmak istedim. Amacım bu kitap hakkındaki bazı yerleri yorumlamak, düşüncelerimi sizlerle paylaşmak. Diğer kitap önerilerinde de aynı şekilde ilerlemeyi planlıyorum.

George Orwell bu kitabı yazarken bir distopya oluşturmuştur. Distopyaların amacı toplumun aksayan yönlerine dikkat çekerek bunu düzeltmeye çalışmaktır. George Orwell, bu konulara dikkat çekmekle kalmamış adeta bir çok insana ve hükümete örnek olmuştur. Kitabı okudukça sizin de yorumlarımı anlayacağınızı düşünüyorum. Hatta okurken sürekli kendi çıkarımlarınızı da yapacağınızdan şüphem yok.

1984’te hükümetin insanları sürekli dinlediğini, takip ettiğini ve izlediğini biliyoruz. Tele ekranlar sayesinde insanların özel alanlarını bile gözlüyorlar. Elimizdeki telefonlar sayesinde sürekli izlendiğimizi, dinlendiğimizi, takip edildiğimizi söylemek yanlış olmaz.  İsteyen herkes, her bilgiye kolayca ulaşabiliyor.

George Orwell’ın 1984 kitabını mutlaka okumanızı tavsiye ederim. İçinde bulunduğumuz mevcut durumlarla kıyaslandığında, yaşadığımız baskıcı-bunaltıcı ortamın daha da farkına varıyoruz.

2) Beyaz Zambaklar Ülkesinde – Grigoriy Petrov

 

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Karantinada Okunacak 3 Kitap Önerisi adlı yazımın ikinci kitabı ise çok sevdiğim bir kitap olan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde”. Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigoriy Petrov’un 1923 yılında yayımlanan, Finlandiya’nın gelişimini ve kalkınmasını ele alan çok önemli bir kitabıdır. Kitap 1923 yılında ilk kez Sırpça bir şekilde ”Zidari Jivota (Yaşam Mimarları)” ismiyle okurla buluştu. Daha sonra Bulgarcaya tercüme edildi ve ”V Stranata Na Belite Lilii (Beyaz Zambaklar Ülkesinde)” ismiyle okurla buluştu. Başka dillere tercüme çevirmek istendiğinde de bu isim daha yoğun ilgi gördü.

Bu kitabı anlamak için biraz da yazarın hayatını gözden geçirmemiz gerekiyor. Grigoriy Petrov, kökenini kısaca; ”Bir esnafın oğluyum, çoban çocuğuydum” sözleri ile açıklamıştır. 1891 yılında ilahiyat akademisinden  mezun olmuştur. Rahip olduktan sonra eğitim-öğretim alanında ilerlemeyi tercih eden Petrov; çeşitli askeri okullarda, liselerde, üniversitelerde dersler verdi. Petrov, kısa zamanda vaazları ve söylevleriyle tanınan, saygın bir vaiz oldu. Çok güçlü bir hitabet ve söylev yeteneği, konuşmalarında tutku, sesinde ise çok etkileyici bir tını vardı. Tüm bunlar net, kısa ve yenilikçi düşüncelerle buluşunca Petrov’un tanınmaması işten bile değil.

Eserde Petrov’un hayal dünyası ve gerçeklik biraz karışır. Gerçeklerin hayal dünyası ile karışması bazı taraflarca Petrov’un Finlandiya hatıralarını tam olarak anımsayamamasına bağlar. Gerçeklerin kurgu ile birleşmesiyle ortaya çıkan, insan yapımı bir efsanedir demek çok da yanlış olmaz. Kitabın tüm bölümlerinde tek bir amaç vardır ki o da kalbi vatan ve halk sevgisiyle dolu insanların, ülkelerini çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmak için verdiği çetin, aynı zamanda onurlu mücadeleyi anlatmaktadır. Kitabı okuduğunuz zaman anlayacaksınız ki Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’ndan sonra gerçekleştirdiği devrimlerle Finlandiya’nın mücadelesi arasında bir sürü benzerlik var. Devrimlerimizde ve kitaptaki Finlandiya mücadelesinde dikkat çekilen konuların aynı olduğunu görünce ”aklın yolu birmiş” diyeceksiniz.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, ülkemize 1928 yılında Bulgarcadan tercüme edildi ve raflarda yerini aldı. Mustafa Kemal Atatürk, tam da ülkeyi yeniden inşa etme ve çağdaşlaştırma sürecindeyken bu kitapla karşılaşır, Atatürk kitaptan çok etkilenir ve ülkedeki tüm eğitim kurumlarının, özellikle askeri okulların müfredatlarına eklenmesini talep eder.

Bir Araştırma, İlginç Bir Bilgi

1960 yılında Türkiye’de Cemal Gürsel önderliğinde bir darbe gerçekleşmişti (elbette hiçbir darbeyi onaylamıyoruz). Bu olaydan kısa bir süre sonra araştırmacılar, eğitim düzeylerini ve kişisel düşüncelerini öğrenmek için darbeye katılmış subaylarla bir anket çalışması yaptı. Ankette yer alan sorulardan biri de ”Sizi en çok etkileyen kitap hangisi?” oldu. Bu soruya ise çoğu subayın cevabı Beyaz Zambaklar Ülkesinde olmuştur.

Bu kitapta şunu göreceksiniz: Eğer bir ülkeyi geliştirmek istiyorsanız, bunu belirli zümreler için değil tüm halk için yapmalısınız. Yaptığınız her yenilik, her gelişme halka kadar inmelidir. Kitapta da bahsi geçen Snellman’ın tüm amacı adeta budur. Böyle bir benzetme yapmak ne kadar doğru olur bilemem lakin siz okurların zihninde Snellman’ın önemini anlayabilmeniz için bir benzetme yapacağım. Snellman Finlandiya için Atatürk gibi bir bireydi. Yeniliklerde, halkın gelişmesi ve çağdaşlaşmasında büyük sorumluluk ve aktif rol aldı. Snellman başlattığı hareket için şöyle bir söz söyler: ” Karanlık köşelerde canlı kandiller yaktım ve daha iyi aydınlatmaları için onlara yağ takviyesi yaptım” der

Snellman bu canlı kandilleri ise  din adamlarından, devlet memurlarından, ordudan, ebeveynlerden; kısacası toplumda önemli bir yer tutan insanlardan oluşturmuştur. Bu kitabı okumanızı, okurken de kelimelerin anlamlarını önemsemenizi bekliyorum. Özellikle de geçmiş zamanda ülkemizde yapılan devrimleri göz önünde bulundurun ve kıyaslayın.  Kitabı okuduktan sonra anlayacaksınız ki boş yere Türkiye’de en çok satılan ikinci kitap olmamış. Son olarak şunu da eklemek istiyorum. Şunu unutmayalım: Bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür. 

3) Çador – Murathan Mungan

Çador

Karantinada Okunacak 3 Kitap Önerisi ‘nin son kitabı ise Murathan Mungan’ın 2004 yılında çıkardığı Çador adlı romanı. Çador romanı tek oturuşta ve bir solukta okunan, ince ama anlamlı bir kitap. Kitabın ismi ise İran’da kadınların giydiği bir tür çarşaftan alınmıştır.

Roman adeta bizleri büyülüyor ve içinden çıkamadığımız bir duruma getiriyor. Kitapta bir çok çözümleme yapmak mümkün. Romanda, kadının toplumdaki yerinin ve değersizliğinin içler acısı durumunu gösteriyor. Bu baskıcı ortamın ve otoritenin getirdiği korku, endişe unsurlarını Murathan Mungan ‘’ Çador’’ romanında oldukça güzel bir şekilde anlatmış, adeta bizlere zihnimizde kelimelerle resim çizdirmiştir.

Çador romanı, bir adamın ülkesine geri döndükten sonra ailesini arayıp bulma çabasını bizlere aktarır. Ana karakterin ailesini araması bir semboldür yorumunda bulunabiliriz. Akhbar aslında ailesini değil, kendini aramaya çıkmıştır. Çocukluğunu, hatıralarını, eski sevgilisini, erkek kardeşini, babasını ve babasıyla yaşadığı anılarını aramaya çıkmıştır. Savaşta ölen erkek kardeşinin sevgisini bile ilk defa bu yolculukta fark etmiştir. Çador romanı, Akhbar’ın başından geçen olayları anlatırken aynı zamanda bir çok Doğu Kültürü motifine yer vermiştir.

Bugün ve geçmiş de dahil olmak üzere, doğu toplumları bazı kültürel alanlarda oldukça zengin ve çeşitli olmuştur. Bu kültürel zenginlik ve saygınlıklarını bir kenarı bırakırsak nedendir bilinmez, hep bir kaos ortamı mevcut olmuştur. Tarihi açıdan incelendiği zaman da Doğu Toplumlarında bu kaosu görebiliriz. Savaş, acı, hüzün, baskıcı ortam çoğu tarih sahnesine ve zihinlerimize yazılmıştır.

Bu baskıcı ortamın ve otoritenin getirdiği korku, endişe unsurlarını Murathan Mungan ‘’ Çador’’ romanında oldukça güzel bir şekilde anlatmış, adeta bizlere zihnimizde kelimelerle resim çizdirmiştir. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın. Sonraki yazılarımızda görüşmek üzere 🙂

Eren Özdal

07.02.2000 İzmir doğumluyum. Işık Üniversitesi Psikoloji öğrencisiyim. Kitap okumayı, spor yapmayı ve kendimi geliştirmeyi severim. İlgi alanlarımı belirli kalıplara sığdıramıyorum. Bu yüzden, fikirlerimi paylaşabileceğim her alanda sizlerle olmayı planlıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu