FelsefePsikoloji

Korkularımız Doğuştan Mı Gelir?

Korku, insanın en doğal duygularından biridir ve insanlık tarihinin en başından beri vardır. Her insan farklı şeylerden korkar. Günümüzde korkularımız iyi bir duygu olarak görülmese de bilinenin aksine korku, gerekli ve var olması gereken bir duygudur.

Bu yazımda, her insanın yaşamı boyunca aklına mutlaka en az bir kez gelen bir soruya kendimce cevaplar bulmaya çalıştım. Siz de Korkularımız Doğuştan Mı Gelir? Sorusunun cevabını merak ediyorsanız, yazım sizin için mutlaka yararlı olacaktır. İyi okumalar 🙂

Korkma Duygusu

Korku Nedir?

Korku olgusunu basite indirgeyerek tek bir kelime veyahut cümle ile anlatmak oldukça zor bir iştir. En basit ve sade haliyle korku; irade ve düşüncemiz dışında gelişen, bize huzursuzluk ve tedirginlik hissi veren, engel olamadığımız bir duygudur.

Korku fizyolojik olarak çoğu kişide aynı tepkileri ortaya çıkartır. Beniz solması, titreme, terleme, heyecanlanma, kekeleme gibi bir sürü genel olgular baş gösterir. En yaygın olan korku hastalıklarından bir kaç tanesi şöyledir:

Kapalı Alan Korkusu (Klostrofobi)

Klostrofobi, bir kişinin kapalı alanda veya kilitli bir alanda kaldığında ortaya çıkan endişe halidir. Klostrofobi sahibi olan insanlar bu korkuya neden sahip oldukları konusunda objektif bir açıklama yapamazlar. Kapalı alanda kalma zorunluluğu yaşadığında ölüm düşüncesine kapılma ve duvarların üstüne üstüne gelmesi durumunu yaşarlar. Bu durumu kontrol altına alamazlar.

Klostrofobi

Yükseklik Korkusu (Akrofobi)

Akrofobi’yi kısaca yükseklik korkusu olarak tanımlayabiliriz. Çok yüksek yerlerden korkmamız doğal bir durum sayılabilir. Akrofobi’nin ileri boyutlarında kişi, merdiven bile çıkamaz hale gelir. Panik atak ve çarpıntı gibi fizyolojik durumlar ortaya çıkabilir.

Akrofobi

Palyaço Korkusu (Koulrofobi)

Koulrofobi, palyaçolardan korkma hastalığıdır. Genellikle çocuklarda görülen bir fobi türü olsa da yetişkinlerde de rastlanır. Aslında bizleri eğlendirme amacı güden palyaçolardan niye korkuyoruz?

Bu fobiyi Freud’un ”Tekinsizlik Teorisi” ile açıklayabiliriz. Freud’a göre herhangi bir şey, bizlere hem çok tanıdık hem de tanımadık geliyorsa bu durum kaygının yola çıkmasına neden olur. Palyaçolar, dışarıdan bakıldığında insana benzese de kırmızı burunları, kocaman ayakları, boyalardan belli olmayan yüz hatları ve renkli kıvırcık saçları, işin içine bir bilinmezlik katıyor. Bu durum da Freud’un teorisine oldukça uyumlu gözüküyor.

Koulrofobi

Korkunun Olumlu Yanları

Biraz ilginç bir alt başlık gibi görünse de korkunun olumlu yanları mevcuttur. Daha iyi açıklamak gerekirse korku, her insanda var olması gereken bir duygudur. Korku, insanların hayatta kalmasına yardım eden bir duygudur. Korku sayesinde dışarıdan gelen tehlike mesajlarını beden, his ve akıl ile sezeriz. Ardından bu duruma göre bir aksiyon alırız. Aynı zamanda korku, hem kendimiz hem de diğer insanlar için daha sağduyulu ve anlayışlı olmamıza neden olur.

Korku, binlerce yıl öncesinden bu günlere gelmemizi sağlayan en temel duyu ve içgüdülerden biridir. Eğer atalarımız kendilerinden daha güçlü ve daha vahşi hayvanlardan korkmasaydı; teknolojik olarak gelişemez, belki de doğaya hükmeden bir konumda bulunamazdık.

Dilerseniz konuyu bir örnek daha vererek pekiştirelim. Derinlerde yüzmekten korkmadığımızı ve bu konuda kendimize çok güvendiğimizi varsayalım. Bu korkusuzluğumuzun bedeli bazen bizlere çok ağır bir şekilde geri dönebilirdi.

Herkesin hayatında en az bir kere aklına gelen Korkularımız Doğuştan mı Gelir? sorusunun cevabını muhteşem örnekler ve acımasız bir deney eşliğinde öğrenmeye oldukça yaklaştık. Başlıyoruz, hazır mısınız?

Korkularımız Doğuştan Mı Gelir?

Evet, korkular doğuştan gelir. İnsanoğlunun doğuştan gelen 2 temel korkusu vardır.

  • Yüksekten düşme
  • Yüksek ses

Bu iki korkunun haricindeki tüm korkular, sonradan edindiğimiz korkulardır. Bu korkular, binlerce yıldır süregelen atalarımızın deneyimlerinden, hatta ebeveynlerimizden bizlere geçmiştir. Çevrenizdeki arkadaşlarınızı veya kendinizi bir gözlemleyin. Birçok çocuk ve birey, ebeveynlerinin korkularını bile bir miras olarak taşır. Örnek verecek olursak; annesi kediden korkan bir çocuğun, hiçbir kötü tecrübe yaşamadan kedilerden korktuğunu defalarca kez gözlemlemişizdir.

Bahsettiğim konuyla uyuşan muazzam bir kitap da mevcut fakat şu an piyasada bu kitabı bulmak neredeyse imkansız. Kitabın adı ”Dokunmanın Mucizesi’‘.  Kısaca bahsetmek gerekirse; bir gazeteci, henüz medeniyetle tanışmamış bir kabilenin yanında yaşamaya başlıyor. Bütün mızraklar, keskin aletler, bıçaklar ortalık yerde duruyor ve her yaştan çocuk dilediği gibi bunları alıp oynuyor. Hiçbir ebeveyn bunun tehlikeli olduğuna dair bir tepki vermiyor. Gazeteci/Yazar, gördüğü manzara karşısında dehşete kapılıyor. İki yıl sonunda, şaşırtıcı bir şekilde sadece iki ufak yaralanma meydana geliyor!

Dilerseniz bir de kendi hayatımızı düşünelim. Çocukluğumuzdan beri çevremiz tarafından kaç tane uyarı ve tepki aldığımızı… Saya saya bitiremeyeceğimiz bir sürü madde sıralarız. Sadece doğuştan gelen korkulara sahip olduğunuzu düşünün. Sizce de muhteşem değil mi?

Bu konudaki fikirlerimizi daha da kesinleştiren psikolojik bir deney de mevcut..

Küçük Albert Deneyi

”Korku, sonradan edinilen bir refleks mi yoksa doğuştan gelen bir refleks mi?” sorusunun cevabını bulmak için John B. Watson bir araştırma yaptı.

-Deneye başlamadan önce Watson ve asistanı, Küçük Albert‘e duygusal testler yapar ve normalliğini araştırırlar. Duygusal olarak normal olan 8-9 aylık Küçük Albert deney için uygundur.-

Küçük Albert’e beyaz fare, tavşan, köpek, maske, yanan kağıt gibi hayatında ilk kez karşılaşacağı nesneler gösterirler. Küçük Albert, karşılaştığı nesneler sonucunda ya gülümser ya da tepkisiz kalır. Herhangi bir korku belirtisi göstermez.

Sonrasında Küçük Alberti bir odada tek başına bırakırlar ve beyaz fareyi odaya bıraktıkları zaman Küçük Albert fareyi sevmek için hamle yapar. Fareyi yakalamaya çalışır ve gülümser. John Watson ve asistanı Rayner, Albert fareye her dokunduğunda iki demir çubuğu birbirine vurarak yüksek ve rahatsız edici bir ses çıkartır. Ardından Albert ağlamaya başlar. Ses kesildikten bir süre sonra Albert’in ağlaması durunca tekrardan fareyi yakalamaya çalışır ve dokunduğunda tekrardan yüksek bir sese maruz kalır. Ağlaması kesildikten sonra aynı süreç aynı şekilde devam eder.

John B. Watson ve Rayner deneyi daha ileri boyuta taşırlar. Watson, tavşan ve başka tüylü hayvanlar da getirir. Tüylü hayvanlar veya tüylü nesneleri gören Albert yüksek ses çıkmamasına rağmen yine bu objelerden korkar. Hatta korku boyutu o kadar ilerler ki Watson, beyaz bir maske takıp yaklaştığında bile Albert korkmaya, ağlamaya başlar. Klasik koşullanma metoduyla Albert, artık tüylü ve beyaz şeylerden hiçbir uyaran olmadan korkar hale gelir.

Deneyin videosunu izlemek isteyenler buradan izleyebilir
Albert’in tavşan gördükten sonraki tepkisi

Sonuç/Özet

Yukarıda incelediğimize göre şu sonuca varıyoruz: Doğuştan gelen bazı temel korkularımız mevcut fakat çoğu korku ve fobilerimizi sonradan ediniyoruz. Küçük Albert’e yapılan deneyde de gördüğümüz gibi Albert, hiçbir hayvan veyahut nesneden korkmuyor. Bazılarımız ise öğrenilmiş korkuların üstüne bazı kötü tecrübeler ekliyoruz. Sonrasında ise korkularımız fobiye dönüşüyor ve hayat kalitemizi bir hayli düşürüyor.

Yazıya Lao Tzu’nun anlattığımız bazı konuları çok güzel özetleyen bir sözüyle nokta koymak istiyorum

”İnsanlar korkulacak şeylerden korkmazlarsa, daha korkunç şeylerle karşılaşırlar”

Daha önce ”Covid-19′ un Psikolojik Etkileri’‘ üzerine yazdığım yazımı ve sitemizdeki diğer yazılara mutlaka göz atmayı unutmayın!

Görüşmek üzere, kendinize iyi bakın.

Eren Özdal

07.02.2000 İzmir doğumluyum. Işık Üniversitesi Psikoloji öğrencisiyim. Kitap okumayı, spor yapmayı ve kendimi geliştirmeyi severim. İlgi alanlarımı belirli kalıplara sığdıramıyorum. Bu yüzden, fikirlerimi paylaşabileceğim her alanda sizlerle olmayı planlıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu