Felsefe

Matematik Keşif Mi, İcat Mı?

Bilgi Keşif’e hoş geldiniz, ben Gökay. Bugün, yüzyıllardır tartışılan bir konu hakkında sizlere fikirlerimi ileteceğim. Matematik icat mı, yoksa keşif mi? Bu soruya birlikte cevap bulabileceğimizi düşünüyorum. Ayrıca bu yazıda; matematik nedir? Sorusuna da cevap bulabileceksiniz. Dilerseniz başlayalım…

Matematik Ne Zaman ve Nasıl Bulundu?

Öncelikle matematiğin ne zaman ve nasıl doğduğunu bilmemiz gerekiyor. Matematik, ilk insanlardan beri kullanılıyor diyebiliriz. Çünkü, eski insanlar hakkında bildiğimiz en önemli şeylerden biri; şu anki gibi toplum halinde yaşamaları. Toplum içinde en basitinden, bir avı ikiye bölmek bile matematiğin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Tabii, bir çok teori var sayma kavramının nasıl ortaya çıktığı hakkında. Dinsel törenlerde sırayla insan çağrılma gerekliliği, ilk sayma sistemini oluşturdu diyen de var. Toprak paylaşımı yapma gereksinimi ile sayma, hesaplama kavramları ortaya çıktı diyen de. Sonuç olarak; matematiğe gereksinim duyulması, onu bu günlere getirmiş diyebiliriz.

Mısırda Matematik

Bizler, yazının bulunmasıyla tarih hakkında daha detaylı bilgiye sahip olduk. Tabii ilginçtir ki yazı öncesi dönemden kalan, hatta çok eski yıllara dayanan inanılmaz mimari eserler de mevcut. Yani, düşününce; bu kadar detaylı hesap gereken eserleri yazmadan, not almadan nasıl yapmışlar? Anlamak gerçekten mümkün değil.

Detaylı hesaplama ve geometri işin içine girince aslında günümüz matematiğine ortam hazırlanmış. Bunun da milattan önce 3000 dolaylarındaki ilk kil tabletlerden Mısır ve civarında olduğunu görüyoruz. Anlatılan klasik bir hikaye vardır bilirsiniz. Nil nehri sürekli taştığı için Mısırlılar hesaplamada kendilerini geliştirmişler, yüzey ve hacim hesaplamaları yapmışlar şeklinde.

Kısacası matematik, bir gereklilik olarak; teklif, çiftlik ve sayma üzerine kurulmuş. Sonrasında ise insanların çevreyi yorumlamasıyla gelişmiştir.

Buradan aslında, matematik ihtiyaç doğrultusunda doğan bir icattır sonucuna varabiliriz. Fakat, matematik o kadar da kolay yorumlanabileceğe benzemiyor. Hesapların çoğalması ve detaylandırılması; bazı teori ve sistemlerin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu yasaların ortaya çıkması da acaba matematik inanılmaz bir keşif mi? Sorusunu ortaya çıkardı. Günümüzde matematiğin keşif olduğunu düşünen insan sayısı da azımsanamayacak kadar fazladır.

Sayılar Nasıl Bulundu?

Yazının başında da anlattığım üzere, sayının bulunması bir icattır. Sayıların kullanılması ve çeşitli şekillerin oluşturulması da icattır. Fakat, bu şekillerin sahip oldukları özellikler bizlerin keşfidir. Örnek vermem gerekirse; üç tane sopayı uç uca getirip “üçgen” şeklini oluşturmak bir icattır. Üçgen şeklini doğadan öğrenmiş olmamız bir şeyi değiştirmez. Görsel keşfimiz sonucu oluşturduğumuz bir icat deriz yine de. Öteki türlü icat diye bir kavramdan bahsedemeyiz. Her şeyi doğadaki “varlık” sayesinde oluşturabiliyor ve yorumlayabiliyoruz.

Eşkenar Üçgen

Neyse, devam edelim… Üçgen şeklini oluşturduğunuzu düşünün. Bunu yaparken, iç açı dediğimiz bir kavramdan haberdar mısınız? Hayır. 180 derece olduğunu biliyor musunuz? Hayır. Veyahut, 60 derecede bütün kenarların eşit olduğunu biliyor musunuz? Yine hayır. Bunlar icat ettiğimiz ürünün ya da şeklin sahip olduğu özellikler. Bizler, sonradan keşfederek şimdiki bilgimize sahip olabildik. Bu açıdan bakacak olursak matematiğe keşif diyebilir miyiz? Evet gibi duruyor ama yine hayır!

Aslında, keşfettiğimiz şey matematik sistemi değil doğanın kendisi. Yani, çevremizin sahip olduğu özellikleri biz, anlayabileceğimiz şekilde yorumluyoruz. Bu yüzden, matematiğe bir “dil” deniyor.

Matematik Felsefesi

Matematik, hayatımızın her alanında var. Geliştirdiğimiz bir yazılımdan tutun, bu paragrafın uzunluğuna kadar. Her şey, matematik dilimizin bir ürünü. Aslında, çevremizi yorumlayış biçimimiz de matematikten geçiyor. Eğer matematik olmasaydı, gerçekten çevreyi anlamlandırmada zorluk çekerdik. Fakat yine de matematiğin önemli olması onu mutlak bir gerçeklik yapmaz.

Matematik sistemimizin ne kadar yetersiz olduğunu veyahut bu matematiği kullanma konusunda ne kadar sınırlı olduğumuzu basit bir örnekle açıklayacağım sizlere. Satranç oyununu bilmeyen yoktur herhalde.

Hatta  sitemizdeki satranç problemleri bölümü ile de karşılaşmışsınızdır. Karşılaşmadıysanız da yazıdan sonra o problemleri çözmeye çalışmanızı tavsiye ederim. Sizler için, yan bölümlere günlük olarak değişen 3 düzeyde satranç problemi ekledik. Umarım hoşunuza gider.

Yazımıza devam edersek; satranç oyununda bildiğiniz üzere sonsuz ihtimal bulunmakta. Tabii yasal veya federasyon kurallarını düşününce farklı hesaplar ortaya çıkıyor, bunu tartışmıyorum şu an. Sonsuza doğru giden sınırsız seçenekli bir oyun satranç. Daha 3. Hamlede milyonlu ihtimallere ulaşıyorsunuz. Uzayan bir oyunu siz düşünün. Demem o ki, matematik bilgimiz ya da zekamız böylesine detaylı bir hesaplamayı çözmeye yetmiyor. Sonsuz dememizin sebebi de aslında o.

Anlayacağınız matematik sistemimiz, geçmişten bugüne kadar biriktirdiğimiz araştırmalardan başka bir şey değil.  Stephen Wolfram, burada çok güzel bir noktaya değiniyor: “İnsanlık, bilimsel buluşları sırayla gerçekleştirdi fakat bugün evrimi sıfırlasak ve tarihi yeniden başlatsak, keşiflerin sırası değişebilirdi. Bambaşka bir matematik sistemi bile kullanabilirdik”. 

Aslında demeye çalıştığı, ileride gerçekleşen bir buluş için geçmişteki bir buluşu takip ediyor oluşumuz. Yani, bugün yerçekimi kanunundan önce başka bir kanun keşfedilseydi, bilime bakışımız ve olayların gerçekleşme şekli ve sırası da değişecekti. Bu konuda kendisine katıldığımı söyleyebilirim.

Diğer yazılarımızı okudunuz mu? Eğer okumadıysanız, Bilgi Keşif’in ilk içeriklerine buradan ulaşabilirsiniz.

Matematik ve Bilim İlişkisi

Ben, bu konunun çok daha detayına girmek istemiyorum. Stephen Wolfram gibi bir fizikçinin detaylı görüşlerine burada yer verebilirdim (30 yılda kendi yapay zeka algoritmasıyla 50bin farklı matematik sistemi keşfettiğini söylüyor) veya daha farklı bir teoriyi de sizlere aktarabilirdim. Fakat matematiğin evrenselliği ve keşif-icat konusunda, “kullandığımız matematik sistemi sayesinde oluşturduğumuz bir bilimle” ne kadar doğru yargılara varırım onu kestiremiyorum.

Bu yüzden, konuyu ağırlıklı olarak felsefi yönden ele aldım. Diğer şekilde işlenip sonuca varılan yazılarda da açıkçası mantık hatası olduğunu düşünüyorum.

Sonuç

Bizler hayal gücümüz kadar var olan bir türüz. Ne kadar geniş ve detaylı düşünebiliyorsak, o kadar üstün olabiliyoruz. İnsanı tanımlarken aslında bunu unutuyoruz. Sınırsız fikre sahip olabiliyor oluşumuz veya sınırsız hayal kurabilmemiz gerçekleri de sınırsız yapmaz. Sonsuz diye bir şey gerçekten var mıdır? Bunu da tartışmamız ve algılamamız gerekiyor. Hayal gücümüz haricinde aslında net bir sonsuz ifade ya da sonsuz cisim göremiyoruz. “İki şey sonsuzdur; İnsanoğlunun aptallığı ve evren. Fakat ikincisinden emin değilim.”- Albert Einstein.

Umarım yazım hoşunuza gitmiştir. Sizlere biraz da olsa faydalı olabildiysem ne mutlu bana. Sitemiz yeni açıldı ve düzenli olarak içerik girilmeye devam edecek. Genç bir oluşumuz. Bizleri Instagram hesabımızdan takip ederek içeriklerimiz yayımlandığı an haberdar olabilirsiniz. Güzel bir amaç uğruna çıktığımız bu yolda desteklerinizi esirgemezseniz çok seviniriz. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, kendinize iyi bakın!

Kazım Gökay Çiftci

İstinye Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri 2.sınıf öğrencisi. Kişisel gelişim, felsefe ve teknoloji le ilgilenmekte. İnsanlara faydalı olmak istiyor ve bunun için çabalıyor. İnternet sitesinde ve Youtube kanalında aktif bir şekilde bu amacını gerçekleştiriyor. İş hayatına SEO uzmanı olarak devam etmekte ve firmaların büyümelerine katkı sağlamakta. Yetenekler ve Uzmanlıklar: Liderlik ve takım yönetimi Etkili iletişim ve pazarlama Blog yazarlığı Adobe Programları (After Effects, Photoshop CC, Premier Pro vb) SEO uyumlu makale yazarlığı HTML5, CSS, JavaScript kodlama Veri bilimi; Python, R ve MySQL Basketbol antrenörlüğü İletişim: iletisim@kazimgokay.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu