Oyun ve E-Spor

RAGE 1 İncelemesi – Nostaljik Oyunlar #2

  Rage 1, birçok oyuncunun severek oynadığı shooter tarzı oyunların yapımcısı id Software tarafından geliştirildi. Bu shooter oyunlar Wolfenstein, Doom, Quake serileridir. Bu üç seride döneminin çok fazla ses getiren serileriydi. Özellikle Quake serisini her internet kafeye gittiğimizde arkadaşlarımla oynardık. Bunun yanı sıra Wolfenstein ve Doom serileri de hikaye ve oynanış bakımından dönemi için çok güçlü serilerdi.

Rage 1’de bu güçlü yapımların arkasındaki isim tarafından 17 Kasım 2010 yılında piyasaya çıktı. Çıktığı yıllarda olukça şaşırdığımı hatırlıyorum. Çünkü Rage 1 diğer id Software oyunlarından farklıydı. Bu farklılığın başını o yıllar için açık dünya elementlerine sahip olması ve RPG unsurlarıydı. Açık dünya elementlerine sahip olması dememe kanmayın Rage 1 çizgisel bir oyun. Şimdi ise Rage 1 incelemesine geçelim.

Hikaye

Hikayeye direkt geçmeden önce hikayenin asıl çıkış noktasından bahsetmek istiyorum.

İlham Alınan Kaynak

Eminim birçoğunuz bir şekilde Apophis (Apep) ismini duymuştur. Bu isim antik mısırda kaos tanrısının adıdır. 2004 Haziran ayında Kitt Peak Ulusal Gözlemevi’ndeki astronomlarca ilk defa gözlemlenen bir gök taşı var. 99942 namıdiğer Apophis de adını bu tanrıdan almaktadır. Bu gök taşı 2029, 2036 ve 2068 tarihlerinde dünyanın çok yakınından geçecek. Hatta gökyüzüne baktığımızda kendisini ay kadar yakından görebileceğimiz birçok kaynakta belirtilmekte. Tabii ki bu gök taşının çok ufak olmasına rağmen dünyaya çarpma riski de bulunmakta. Bu ihtimal ise yalnızca 380.000’de 1. Rage 1’de tam da bu konuyu ele alıyor ve her şey o 1 ihtimalin gerçekleştiği dünyada geçiyor.

Başlangıç

23 Ağustos 2029 yılında Apophis dünyaya çarpar ve dünya çorak bir araziye döner. Hayatta kalanlar yaşanabilir alanlar çevresinde toplandı. Ve yeni uygarlıklar inşa ettiler. Ama bu uygarlıkları da rahatsız edecek mutant ve haydut klanları da yeni uygarlıklarla birlikte oluştu ve gelişti. 2135 yılında Rage 1’deki ana karakterimiz olan eski ABD deniz yüzbaşısı olan Nicholas Raine uyanır. Uyanır dedim çünkü Nicholas, Ark adı verilen bir yeraltı dünyasında bir kapsül içinde uyumaktaydı. Bu kapsül kıyamet senaryosunu tahmin eden kişiler tarafından tasarlanan Eden projesinin bir ürünüdür. Ne yazık ki Nicholas kapsülünün hasar alması sonucu erken uyanmış ve gözlerini bu kıyamet sonrası dünyaya tekrardan açmıştır. Nicholas uyandıktan hemen sonra haydutlar tarafından saldırıya uğruyor ancak Dan Hagar tarafından kurtarılıyor.

Gelişme

  Dan, Nicholas’ı küçük bir yerleşim yerine getiriyor ve bulunduğu durum ile ilgili ona bilgi veriyor. Authority adı verilen ve kendisini bu çorak arazilerin gerçek hükümdarı olarak gören bir topluluk var. Bu topluluğun Ark kapsüllerinden kurtulanları avladığını söylüyor. Bu yüzden Nicholas’ın yerleşkeye ciddi bir tehdit olduğunu söyleyip onu Wellspring kasabasına yönlendiriyor. Tabii birkaç görev yaptırmayı da ihmal etmiyor. Bu kasabada Nicholas; mutant ve haydutlarla savaşmak, malzeme taşımak gibi birçok görev yapıyor.

Birkaç görevden sonra Nicholas, eskiden Authority için çalışmış bir bilim adamı ile karşılaşıyor. Dr. Kvasir adlı bilim adamı Atuhority’nin yaptırdığı kötücül deneyleri Nicholasa anlatıyor. Bu deneylerden biri de mutantların yaratılmasıydı. Daha sonrasında Dr. Kvasir karakterimizi Resistance adı verilen diriliş örgütüne sokuyor. Bu diriliş örgütünün kaptanı alan Captain Marshall’ı kurtarıyoruz. Kaptan da aynı bizim gibi Arktan sağ kurtulmuş birisi. Öğrendiğimize göre, Eden projesinden sorumlu General Martin Cross, operasyonu sabote etmiş. Kendisine sağdık olan kişilerin Ark kapsüllerinin açılmasını sağlamış. Geri kalan kişilerin ise sonsuza kadar uykuda kalmalarına sebep olmuş. Kaptan Marshall ise herkesin özgür kalmasını sağlamak istiyor. Bunun için Kaptanın elinde bulunan kodu, Capital Prime adlı düşmanın ana karargahından yayımlamak zorundayız.

Hikaye’nin Sonu

Nicholas Capital Prime’dan tek başına savaşarak geçer ve bütün Arklar aynı anda açılır.

  Hikaye bitti. Biraz yarım hissettiriyor değil mi? Bunu oyunu oynayanların çok büyük bir kısmı hissetti ve sonu yüzünden oldukça fazla eleştiri aldı Rage 1. Yine de hikaye olarak idare eder diyebileceğim bir seviyedeydi.

Oynanış

  Hikayenin sıradanlığını bırakıp oynanışa geçecek olursak Rage 1, çıktığı yıl için oldukça başarılı diyebilirim. Özellikle mutantların sağa sola yaptığı kaçış manevralarını günümüz oyunlarında bile yapamayanlar var. Yani yapay zeka, çıkış yılına göre üst seviye denilebilecek, günümüz koşullarında ise orta seviyeye yerleşebilecek bir seviyede. Vuruş hissiyatı olarak beni oldukça memnun etti. Yaptığım çatışmalarda heyecanı hissettim. Mutantların ansızın üzerimize atlaması, haydutlara karşı verdiğimiz savaşlar oldukça zevkliydi.

  Silah çeşitliliğine gelecek olursak; oyunda 1 den 9 a kadar slotlarımız var. Her bir slotta da birkaç adet ekstra silah bulunuyor. Bu aslında Half-Life oynayanların aşina olduğu bir sistem. Oyunda ayrıca craft sistemi de var. Bu sistem sayesinde oyunda bolca geliştirme yapabiliyorsunuz. Bu da oyunun oynanış çeşitliliğine az da olsa etki etmiş durumda. Bu geliştirmeleri araçlarımızı geliştirmekte de kullanabiliyoruz. Araçlardan söz etmişken sürüş keyfinin tatmin edici seviyede olduğunu belirtmekte fayda var. Aynı zamanda oyun içinde bir yarış sistemi de bulunmakta ama bunun hikayeye bir katkısı yok. Daha çok para kasmak için kullanabileceğiniz, olmasa da olur kafasında bir eklenti.

Paranızı dikkatli harcamanızı tavsiye ederim. Çünkü attığınız kurşun bile parayla olduğu için ilerleyen bölümlerde sıkıntıya düşebilirsiniz. Benim için oyunun en büyük sıkıntısı tekrara düşmesi. Maalesef Rage 1’de defalarca kez benzer görevle karşı karşıya kalmaktayız.

Ses Kalitesi

Oyunda müzik seçimleri gayet başarılıydı. Doğru zamanda, doğru müzikler çalıyordu. Karakterlerin seslendirmeleri başarılı bir seviyedeydi. Fakat bunca iyi şeye rağmen Rage 1 büyük bir seslendirme sorununa sahip. Zaman zaman sesler olmaması gereken şekillerdeydi. Gizlilik içinde hareket edeyim diye uğraşırken inanılmaz fazla ses çıktığı durumlarla karşılaştım. Aynı şekilde kocaman bir haydut grubu ile savaşırken neredeyse ses çıkmadığı durumlarla da. Yani benim için biraz hayal kırıklığı oldu bu konu.

Grafikler

Rage 1, id Tech 5 adlı grafik motorunu kullandı. Bu motorun renk paleti pastel tonlarına yoğunlaşmakta. Grafiklerin dönemine göre oldukça güçlü olduğunu belirtmekte fayda var. Günümüzde bile en üst seviye grafik ayarlarında iyi gözükmekte. Dokular ve kaplamalar gerçekten çok iyi. Ama nesnelere yaklaştığınızda kaplamalar uzaktan göründüğü kadar kaliteli değil. Hatta, kötü olduğu bile söylenebilir. Yine de oyun görsel olarak gerçekten başarılı. Özellikle harita tasarımı çok başarılı. Araba ile seyahat ederken göz zevkinizi doyuran bir dünyaya sahip. Grafikler gerçekten bana bir kıyamet sonrası dünya olduğunu hissettirdi.

Sonuç

Rage 1 bana göre başarılı bir kıyamet sonrası oyunu. Tabii ki bir Fallout ya da Mad Max değil. Yine de grafikleri, silah çeşitliliği ve yapay zekası ile beni oldukça etkiledi. Çıktığı yıl çok büyük bir etki yaratamadı çünkü yazıda bahsettiğim gibi Rage 1 ortalama seviye bir oyun. Yine de benim için yerinin ayrı olduğunu belirtmek zorundayım. Çünkü sistem gereksinimleri oldukça düşük seviyede. Rage 1 giriş seviyesi bilgisayara sahip insanlar için adeta bir ilaç. Bu oyunu eski laptopumda bitirmiştim ve ekran kartı gt 710 seviyesinde bir ekran kartıydı. Buna rağmen ciddi bir fps düşüşü yaşamadan rahatlıkla oynamıştım. Yani optimizasyon olarak başarılı. Ayrıca nostalji yapmak isteyenlere de bu oyunu öneririm çünkü yakın zamanda ikinci oyunu da piyasaya çıktı. Bu yüzden, direkt onu oynamadan ilk oyuna bir daha bakmak sağlıklı olacaktır.

Oyunu satın almak isteyenler Steam üzerinden satın alabilir. Ayrıca Bilgi Keşif’in diğer yazılarına ve kategorilerine bakmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Onur Gökçe

Felsefe, bilim ve bilişim sektörüne ilgi duyuyorum. Boş zamanlarımda bilimsel makaleler okumayı ve bilgisayar oyunları oynamayı seviyorum. Sadece oynayan değil yapımcı tarafında da olmak istiyorum ve bunun üzerine çalışıyorum. Genel olarak oyun ve kitap incelemeleri, ek olarak felsefe ve bilim üzerine kişisel düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu