Tarih

Tarih Bilimi ve Araştırılması

Merhaba Bilgi Keşif okuyucusu, ben Onur. Bu yazıda tarih bilimi ve araştırılması ile alakalı bazı başlıkları merak ettim ve sizler için araştırdım. Gelin hep beraber öğrenelim.

Tarih Araştırmanın Amaçları ve Faydaları

İnsanoğlu, yüzyıllardan bu yana kendilerinden önce yaşanmış olayları merak etmiş ve sorgulamıştır. Bütün uygarlıklar geçmişini araştırma ve öğrenme gerekliliği hissetmiştir. Bu durum, tarih bilimini ortaya çıkarmıştır. Peki, toplumlar neden böyle bir gereksinim duyar? Tarih araştırmanın amacı ve topluma faydaları nelerdir? Bu yazıda bu sorulara cevap arayacağız.

Tarih Bilimi Nedir ?

Profesörler tarafından pek çok farklı tanım yapılsa da en basit ifadeyle tarih bilimi; geçmişteki olay ve olguları, birbirleri arasındaki ilişkiyi de göz önünde bulundurarak inceleyen alandır. Yaşanan her olayın öznesi insan olduğundan, tarih bilimi de insanı konu alır. İnsanın sosyal bir varlık olması, araştırmaların neden-sonuç ilişkisi gözetilerek yapılması gerekliliğini doğurur. Bu yüzden diyebiliriz ki tarih; geçmişte  yaşanmış bütün olayların adeta bir binaya tuğla örer gibi birbirine bağlanıp yeniden inşa edilmesidir.

Tarih Biliminin Amacı Nedir? 

Nasıl ki bir bebek doğduğu andan itibaren yetişkin insanların sahip olduğu yürüme, konuşma, yemek yeme gibi melekelere sahip olamıyorsa; biz yetişkinler de önümüze çıkan bazı durumlar karşısında nasıl davranmamız gerektiğini bilemeyebiliriz. Tarih bilimi de işte bu kısımda değer kazanır. Geçmişte yaşanan benzer olayları ve sonuçlarının neler olduğunu bilmek bizleri karşımıza çıkan duruma uyandırır. Tarihçi olarak nitelendirdiğimiz kişilerin amacı da okuyucusuna öngörü kabiliyeti kazandırmaktır. George Bancroft’a ait olan ’Geçmişin yıkıntıları, bugünün uyarılarıdır.’ Sözünün de bu yaklaşımı desteklediğini söyleyebiliriz.

Tarihçinin bir diğer amacı ise bireylere kimliğini hatırlatmak, bireylerden yola çıkarak da milli bilinci oluşturmaktır. Kendi tarihini en doğru şekilde araştıran ve bilen bireylerin sayısının artması, toplumdaki milli bilinci yükseltecek, fertlerin birbirine duyduğu saygı ve dayanışma oranı en yüksek seviyeye çıkacaktır.

Tersi bir durumda bir milletin çöküşüne kadar ilerleyen bir yolun başlangıcı olabilir. Peyami Safa, tarih biliminin amacı ve önemini şöyle açıklar: Tarihinin sürekliliğini kaybeden bir millet, her şeyini kaybetmeye mahkumdur. Hafızası parça parça kopmuş bir akıl hastası gibi, geçmişiyle, hatıralarıyla ve benliğini terkip eden bütün varlık unsurlarıyla ilgisi kesilmiştir. Yabancı tesir ve müdahalelere, yabancı korumaya hazır ve muhtaç bir halde, önce bağımsızlığını sonra da bütün milli şahsiyetini ve varlığını kaybeder.

Tarih Araştırmanın Bireye ve Topluma Faydaları

Tarih biliminin bireye kimliğini hatırlatması yönünde katkı sağladığından bahsetmiştik. Bu kimlik, bireyin ailesi ve toplumla arasındaki bağları güçlendirir. Bu sayede birey, birlikte hareket etmeyi öğrenir. Ayrıca , bir insanın geçmişini bilmesi, geleceğini daha başarılı şekilde inşa etmesine yardımcı olur. Çünkü, karşımıza çıkan olaylar her yönüyle olmasa da mutlaka bir yönüyle geçmişe benzer.

Diğer yandan, tarih bilimi saydığımız tüm yönleriyle insana bakış açısı kazandırır. Geçmişteki olaylar neden-sonuç ilişkisi gözetilerek araştırıldığından bireyi analitik düşünmeye teşvik eder. Bu sayede, olayları daha mantıklı süzebilmeyi sağlar.

Yani diyebiliriz ki; tarihe ilgi duyan kişi, tecrübeli kişidir. Kendi başından geçmese de insanın bir olay karşısında nasıl davrandığını ve olayın sonuçlarının nasıl olduğunu bilen kişidir.

Tarih araştırmak bireye eleştirel bir kimlik kazandırır. Kişinin hayatına daha pragmatist bir düşünceyle yön vermesine yardımcı olur. Aslında burada da anahtar kelimenin ‘tecrübe’ olduğunu söyleyebiliriz. İnsan daha önce tecrübe etmediği durumlar karşısında doğası gereği içgüdülerini kullanır. Tarih bilimi ise insana, kattığı tecrübe ile mantıklı düşünme yetisi kazandırır.

Bu yazı ilgilinizi çektiyse, buradan sayfamızdaki diğer içerikleri inceleyebilirsiniz.

Tarih Araştırmalarında Neler Göz Önünde Bulundurulur?

Araştırma yapmak isteyen bir kişinin dikkat etmesi gereken birçok konu vardır. Öncelikle, araştırmak istediği olayı, olayın dönemine inerek incelemesi gerekir. Zamanın sosyal, ekonomik ve kültürel koşullarını derinlemesine öğrenmesi gerekir.

Tıpkı Jean Chretien’ in de söylediği gibi; tarihi insanlığın bir evrimi olarak görmek zorundayız. Her şey olduğu gibi, insanlık da evriminin farklı kısımlarında, farklı özelliklere sahip olmuştur. Bu yüzden geçmişteki bir olayı bulunduğumuz günün koşullarına göre değerlendirmek yanlış yorumlamalara sebep olur. Dönemin koşullarını doğru şekilde çözümlemek ise yaptığımız yorum ve çıkarımların doğruluğunu artırır.

Öte yandan tarihi bir olayı incelerken göz önünde bulundurulması gereken en önemli konulardan biri de olayları tek bir yönden incelemekten kaçınmaktır. Örneğin, tarihteki bir savaşı araştırmak isteyen bir tarihçinin konuyu, savaşın bütün taraflarını değerlendirerek incelemeye alması gerekir. Tarih bilimi, bir olayı veya olguyu tek bir yönüyle ele almayı reddeder. Bu durum da bizi araştırdığımız konunun altında yatan farklı sebepleri araştırmaya iter.

‘’Tarih Tekerrürden İbarettir.’’ Sözü Gerçeği Yansıtıyor Mu?

Geldik yazının en ilgi çekici paragrafına. Yıllardır duyduğumuz ama temelinin nereye dayandığını bilmediğimiz bu cümlenin doğruluk payı var mıdır? Tarih gerçekten tekerrürden mi ibarettir?

Öncelikle, cümlenin içinde geçen ‘tekerrür’ kelimesi Arapça kökenlidir ve ‘tekrar etme’ anlamına gelir. Yani, cümlenin anlamını sorguladığımızda; tarih, elbet bir gün tekrar eder, gibi bir anlama ulaşabiliriz.

Ünlü tarihçi ve filozofların bu konuyla alakalı görüşlerine baktığımızda, insanlığın zaman içinde değişmesine karşın birçok yönden geçmişi tekrar ettiğini ima ettiklerini görürüz. Örneğin, Aldoux Huxley; ‘’Tarihin en çekici ve esrarengiz tarafı, değişen çağlarla birlikte her şeyin tamamen farklılaşması, fakat hiçbir şeyin değişmemesidir.’’ Sözüyle, cümlemizi doğrulamış ve zaman değişse de insanlığın kendini tekrar ettiğini söylemiştir.

Bu cümlenin doğruluğunu destekleyen bir diğer söz de John Sheran’a aittir. Kendisi, geçmişle gelecek arasında kaçınılmaz bir bağ olduğunu şu sözleriyle anlatmıştır: “Gelecekte bizi nelerin beklediğinin en iyi falcısı, geçmişte başımıza gelenlerdir”. Bu sözde, tarihin farklı dönemlerinde yaşansa da olaylar arasında muhakkak bir benzerlik bulunacağı anlamı yatar.

Bu, bilimsel bir bilgiden ziyade bir inanç ve yorumlamaya dayalı bir konu olduğundan kendi düşüncelerimi de aktarmak isterim. Yüzyıllara dayanan insanlık tarihinde birbirine benzeyen birçok olay yaşanmış olsa da onları ayıran bir özellik mutlaka vardır. Her olay, bir yönüyle diğerlerinden ayrılır. Bizler tarih bilimi sayesinde geçmişteki olaylara hakim olup ibretler çıkarsak da karşımıza aynı şeylerin çıkmayacağını biliriz. Bu yüzden, tarih bize yol göstermelidir fakat yapacaklarımızı kısıtlamamalıdır.

Sonuç

Bu araştırmalar bize gösterdi ki diğer tüm bilim dalları gibi tarih de bir yöntemi olan ve sürekli ilerleme kaydeden bir bilimdir. Tarihin diğer bilim dallarından farkı ise amacı genel bir yargıya ulaşabilmek değil, her birey için kendi adına bir ders çıkarabilmesini sağlamaktır.

Umarım yazım hoşunuza gitmiştir, bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Onur Kılıç

1999 Düzce doğumluyum. Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Metalürji ve Malzeme Mühendisliği 3. Sınıf öğrencisiyim. İlgi alanlarım; felsefe, psikoloji, din ve spor olsa da çok farklı alanlarda da kendini geliştirmeye çalışan biriyim. Bilgilerimi, yazılarıma aktararak sizlere faydalı içerikler hazırlamayı hedefliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu